Sevmek dediğimiz...
Yaz ayları yaklaşırken, sevgi ve aşkların perçinlendiği, duyguların yoğunlaştığı bir dönem. Bu dönemde sevmek ve sevilmek duygularını kısaca irdelemek istiyorum. Bunu yaparken değerli okurlar hoş görüşünüze sığınıyorum. Çünkü Irak işgali öncesi ve devamında bizi üzen ve bu dramı gözler önüne seren pek çok yazı yazdım. Yazdıklarımın bugünde on yıl sonrada arkasında olacağım. Ancak bugün onlardan farklı olarak sevmek üzerine sizinle düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Sevmek, yalnızca sevgiden oluşmuyor!
Bir altın madeninin duvarından kopardığımız bir parçanın içinde altınla birlikte nasıl taş, çakıl, çamur buluyorsanız, sevmek dediğinizde de sevginin yanında sevgiye benzemeyen birçok duyguyu buluyorsunuz. Gülün dikensiz olmadığı gibi sevgide sadece sevmekten ibaret değildir.
Sevmek, yalnızca sevgiden ibaret olsaydı, sevdiğimizin mutluluğunu ister, onun mutluluğundan mutlu olurduk ama biz sevdiğimizin mutlu olmasını değil, sevdiğimizin veya hoşlandığımız insanın sadece “bizimle mutlu olmasını” istiyoruz.
“Bizimle” sözcüğü altının yanındaki çakılın ta kendisi.
Sevdiğimiz kadın bir başkasıyla mutlu olduğunda mutsuz oluyoruz, sevdiğimiz bir başkasıyla güldüğünde ağlıyoruz, sevdiğimiz bir başkasıyla seviştiğinde yaralanıyor, huzursuz ve dünyanın en mutsuz insanı oluyoruz..
Sevmek, sevdiğimiz “bizimle” mutlu olduğunda, bizi başkalarına tercih ettiğinde sevgiye benziyor ama sevdiğimiz bir başkasıyla mutlu olmayı tercih ettiğinde, bizi terk ettiğinde sevmek sevgisizliği hatta düşmanlığı andırıyor. Uğruna ölürüm dediğimiz insanı öldürecek kadar kin ve öfke duyuyoruz. Terk edilmeyi veya sevdiğimiz insanın tercihlerini kabul edemiyoruz…
Sevmek, ancak “bizimle” şartı gerçekleştiğinde sevgiyse eğer, o zaman, sevmek karşımızdakine mi yoksa kendimize mi sevgi duymamızdan kaynaklanıyor? Asıl cevaplanması gereken soru bu olsa gerek. Gerçekten karşımızdaki insanı mı yoksa kendimizi ve egomuzu mu seviyoruz…
Hem seven hem sevilen biziz de, sevdiğimizi sandığımız kişi, kendimize duyduğumuz sevgiyi yansıtan bir ayna mı; sevdiğimizi kaybettiğimizde bizi ve sevgimizi yansıtan aynayı kaybettiğimiz için mi o kadar mutsuz oluyoruz? Bu aynada kaç kez gördük kendimizi. Düşünce uçuşlarında kaç kez yakaladık kendimizi. Seven biz ise gerçekten sevilmek istiyor muyuz? Bu istek ne kadar yapay değimli?
Peki ama eğer sevmek böyle bir şeyse, niye herhangi birini değil de özel olarak seçtiğimiz birini seviyoruz, niye ancak bir kişi bizim aynamız olabiliyor? Sevmek biri ile sınırlıysa eğer neden insanları ve doğayı aynı yoğunlukta sevdiğimizi iddia ediyoruz. Yoksa bu büyük bir yalan mı?
Sevmek, yalnızca sevgiden ibaret değil, daha karmaşık, daha anlaşılmaz, daha tehlikeli bir şey…. Sevmek doğayı anlamak kadar zor ve gizemli. Sevmek paylaşmaktan çok daha öteye giden bir şey.. Üzerine yazılan kitaplar, destanlar, filimler, tiyatrolar, çalgılar, ağıtlar, türküler, intiharlar, mutsuzluklar, yaşatmak, ölmek ve öldürmek eylemleri kadar kapsamlı karmaşık ve bir o kadar anlaşılmaz bir şey.
Sevdiğimiz insan uğruna öldüğümüz öldürdüğümüz de oluyor. Özellikle bunu yapan asırlar sonrası kahraman ve fedakar olarak da anılıyor. Üzerine türküler yakılıyor.
Bir kadını sevdiğimizde “benim olsun” diyoruz. Bir erkeği sevdiğimizde “benim olsun” diyoruz. Yoksa bizim sevmek diye algıladığımız sahiplenmek ve sadece benim olsun egosu olmasın?
İşte bunun içindir ki sevmek, yalnızca sevgiyi değil sahiplenmeyi de beraberinde getiriyor.
Sevmek sevdiğini mutlu görmek demekse eğer bu bencillik de neyin nesi.Sevmek, yalnızca sevgiden ibaret değil…. Kendimizi aldatmayalım çünkü biz sevdiğimiz “mutlu olsun” değil, sevdiğimiz “bizimle” mutlu olsun istiyoruz…. Yoksa!!!
Sevdiğimizi “başkasıyla” mutlu görmek, sevgiden çok düşmanlık ve kini doğuruyor. Birbirine zıt kocaman iki duygu.ikisi de insana has ikisi de son derece yoğun duygular.
Kızıyor, kıskanıyor, öfkeleniyor hatta öldürüyoruz. Sevdiğimizi yaşamak yerine tüketiyoruz.
Sevmek, karmaşık, anlaşılmaz hatta tehlikeli bir şey. Sevgi uğruna yapılan her şey bir anda mubah oluyor,
Hatta bazen öldürmek bile….
Gerçekten sevmeyi biliyor muyuz!!!
Dr. Hüseyin Nazlıkul
e-mail: hnazlikul@web.de